28 Nisan 2008 Pazartesi

saykodelikdeşik

Odaları tıka basa dolu zihnimin gidişatı iyi değil. Üstelik hayallerimin kırıkları elimi kesti, derince. Olsun diye uğraştığım bir aşk hikayesinin en son basamağından da aşağı yuvarlandıktan sonra, elimde ne kaldı? Acıyan bir netice ve kelimeler.
Oysa ki ben bu rüyayı hiç böyle görmemiştim.

Zamansız yaşayan biri olarak kimsenin doğumgününü unutmamam gerçek bir ironidir. Herkesin doğduğu günü bilir, bazılarının saatlerini bile hatırlarım. Hiç bir şey ifade etmez benim için. Bu hayatta olmalarıdır önemli olan. İçimizde büyüttüklerimiz dünya zamanıyla değil sadece ve sadece bilinçle görülebilecek olanlardır. Büyüttüklerimi budamak isteyenleri, onların zamanıyla vurur, kendimden uzak tutarım. Benim zamansızlığımda av ve avcı yine aynı insandır. Zamana köle yaşayanlar bütün ömürlerini avcı olmak için harcar ve av bile olamadan ölürler. Ömürleri ölülerini taşıtacak adam biriktirmekle geçer ve en çok da yaşarken onları taşıyacak birileri olmuştur.
Ben bir zamandır kendimi avlayan bir avcıyım ve artık zamanım tükendi.

Saçları olduğundan emin bir kel gibi, kafama kuş sıçmadığı sürece hiç birşeyin farkında olmadan yaşadım uzun bir süre. Elimdekini doğru dürüst cebime koyamadığımdan olsa gerek, artık kollarım yorgunluktan titriyor. Tıka basa yediğim hayatımı kusmak istiyorum, olmuyor. Hep övündüğüm yanlışlarımı sevemeyecek kadar yaşlandım sanırım. Kaçacak yerim de kalmadı, son yapabildiğim arkamı kollamak. Ölemeyecek kadar sağlıklı, yaşayamayacak kadar inatçı ve korkağım.

Her şey bir yana,

Ben bir adam sevdim
onu en son gördüğümde
gözlerinden
boncuk boncuk yaşlar akıyordu,
sırf seviyor diye.

Av mıdır avcıyı avcı yapan?

Hiç yorum yok: